Lisenin son yılı. “Hocam ders yapmayıp test çözebilir miyiz?" diyerek, derste başka ders çalışmak üzere izin aldığımız zamanlar. Herkes en çok çalışması gereken dersin değil de, en kolay yapabildiğinin sorularını çözüyor yine. 6-8 kişilik bir arkadaş grubumuz var. Pencere kenarında, en arka sıralarda oturuyoruz. Bir soru çözüp bir geyik hakkı kazanıyoruz. Gündemimiz o hafta yayınlanan Avrupa Yakası’nın son bölümü. Anadolu Lisesi’ndeyiz fakat Anadolu ile alakalı tek şey Burhan Altıntop. Aramızdan birisi muhakkak onun taklidini yapıyor. Başka biri ise “Ya sessiz olur musunuz, soruyu anlamıyorum” diyerek diğerlerini azarlıyor, birisi kulağında kulaklığı o yılın Punk ya da Alternatif rock şarkıları eşliğinde soyutlanmış çalışıyor, birisi sınıf sıcak olmasına rağmen montuyla oturuyor, yine hastalanmış belli ki.
İşte böyle anlardan birinde teneffüs zili çalmış, akabinde bizim sınıftan olmayan iki adet arkadaşımız yanıma gelerek beni baş başa görüşmek üzere dışarı davet etmişlerdi. Amerika’da olsam bulying’e kurban gideceğimden şüphelenirdim fakat neyse ki Ankara’nın göbeğindeydim. Gençler bir takım ergen mevzularla ilgili ağzımdan laf almaya çabalarken, peşimden iki arkadaş çıkıp gelmişti. O narin arkadaşlarımın kabadayı edasına bürünerek “Hayırdır, arkadaşı çağırmışsınız, biz de öğrenelim sebebini” dediklerine gözlerimi belerterek şahit oluyorken, beni tabir-i caize “kollamaya” gelen bu arkadaşlarımın niye geldiklerine anlam veremiyordum. Öğrenmiştim ki, o arkadaşları beni yalnız bırakmamak için -her ihtimale karşı- gönderen dostum Bahar’dı. Sonra olaya kendisi de intikal etmişti. Harbi kızdı Bahar, her zaman öyledir. O zamanlar gönlümüzün, şimdilerde Giyilebilir Sanat’ın Queen B’si Bahar Özen.
Queen B’nin liderlik tavrı henüz o yıllarda ortadaydı. Kendisi “Hata yapmaktan korkmam, gereğinden fazla analiz etmem, insiyatifi cebime koyar, kalbimin arzuladığını hedefim yapar, gider alırım” enerjisini çevreye fazlasıyla yayar. Bir girişimcinin olmazsa olmaz özellikleri nedir dense onun bu özelliklerini örnek gösterebiliriz sanırım. Kurumsal hayatta kariyer basamaklarını tırmanırken, bu tavrını kendine kılavuz yaparak sürüden ayrılan B’yi kurtların kapacağını hiç sanmıyorum. Moda sektörüne, doğru bir fikirle yelken açan Queen B, şimdilerde markası “İpsiz Terzi”nin yükselişinin heyecanını yaşıyor. B, başta bana, sonra arkadaşlarımıza, en önemlisi de bu yola baş koymak isteyen tüm kadın girişimcilere ilham oluyor. Yanıbaşınızdaki ilham kaynaklarınıza işaret etmek istediğim bu köşede, kendisinin ve İpsiz Terzi’nin hikayesini paylaşma fikri beni oldukça heyecanlandırıyordu sevgili okurlar. Daha fazla bekleyemedim.
B hoşgeldin, teşekkür ederim İlham Veren olduğun için. Öncelikle bize kendi hikayenden bahseder misin? Kimdir Bahar, nasıl biridir, neler yaptı şimdiye kadar?
“En iyi ayna eski bir dosttur.” diye boşuna söylememiş Mevlana:) Bundan tam 5 sene önce şu an yaptığım girişimden bahsetseler güler geçerdim. Öyle ya, moleküler biyoloji üzerine yüksek lisansımı Almanya’da yapmanın haklı mutluluğu ile vatanıma yeni dönmüştüm. Kurumsal hayata ilk adımımı büyük bir ilaç firmasında attım. Kimse bana “O kadar laboratuvar tecrüben var, gel araştırma ekibimize katıl” demedi. Onun yerine “İletişim yönün kuvvetli, gel sen pazarlamada başla” şeklinde gelişen beyaz yakalı serüvenim tam 5 yıl kadar sürdü. Bu süre içinde sektör değişikliği yapsam da, pazarlamadan hiç ayrılmadım. Dermokozmetik bir firmada ürün müdürlüğü yaparken moda tasarımı eğitimleri almaya başladım ve yaklaşık iki yıllık bir alt yapı sonucu kendi markam “İpsiz Terzi”yi kurdum.
Üniversitede ilk tercih olarak neden Moleküler Biyoloji’ye yönelmiştin?
Benim sayılardan ziyade harflerle aram iyidir ancak bizim dönemimizde “Sözel okuyup aç mı kalacaksın?” şeklindeki mahalle baskısı yüzünden lisede sayısal bölümü seçmek zorunda kalmıştım. Fiziğin, matematiğin içinde boğulurken biyoloji benim sığındığım liman olmuştu. Mühendis olmak gibi bir arzum hiçbir zaman olmadı. Daha ilk günden belliydi okuyacağım bölüm.
Yüksek lisansını yapmış, kariyer alanında başarıyla ilerlerken neler seni rahatsız etti de girişimci olmaya karar verdin?
Kurumsal firmada da çalıştım, patron firmasında da. Normal koşullarda bir işi ne kadar iyi yapıyorsan karşılığını alman gerekir ya da en azından takdir edilmen gerekir diye düşünüyorum. Çalışanın başardıkça nasıl olsa yapıyor diye yükünü daha da arttırmak olmamalı bunun sonucu. Nitekim belli bir yerden sonra tükenmişlik sendromuna yakalandım. Eve geç saatlerde bitmiş bir halde gelip ailemle kaliteli vakit geçiremediğimi fark edince “buraya kadar” dedim. “Bir sene işe ara veriyorum ve sadece hobilerime yöneliyorum.” Ama durumlar farklı gelişti...
Bu ilgi neden özellikle moda ve tasarım alanına yöneldi? Neler yaptın şirket kurmadan önce, eğitim aldın mı? Okul okumadan oluyor mu bu işler?
Çalıştığım sektör aslında modayla iç içeydi. Güzellik, bakım, kadın, trendler... İster istemez kendinizi bu dünyanın içinde buluyorsunuz. Zaten her zaman ilgim vardı. Tam da tükenmişlik sendromuna tutulduğum dönem moda tasarımı eğitimi almaya karar verdim. Esmod’da kalıp çıkarma teknikleri üzerine bir programa kayıt oldum. Bir yandan da Görsel Sanatlar Akademisi’nde tasarım üzerine eğitim almaya başladım. Böyle yoğun bir programda işten ayrılmayı kafaya koymuştum ama yöneticimle yaptığım anlaşma sonucu ofiste 2 gün çalışıyor, diğer günler moda üzerine eğitimlerimi tamamlıyordum. Bu radikal kararımı böylece yavaş yavaş hayata geçirmeye başlamıştım. Nitekim eğitimler bitti, kendime ve ürettiklerime güvenim arttı. Ben de tamamen kendi markamla ilerlemeye karar verdim.
İpsiz Terzi fikrine ve modernize nakışa nasıl yöneldin? İpsiz Terzi ne yapar, mottosu nedir? Giyilebilir sanat fikri nasıl doğdu?
Giyim sektörüne zaten geç adım atmış biri olarak fabrikasyon sistemle asla yarışamayacağımın bilincindeyim. Pazarda fark yaratacak bir adım atmalıydım ve yaptığım işe ancak sanatsal bir anlam yüklersem değerinin anlaşılacağını düşündüm. Tasarımlarımı dijital ortamda hazırlıyorum. Bu anlamda teknoloji ve sanat ayrılmaz bir ikili benim için. Geleneksel nakışta el emeği ön plandayken teknolojik çağda yerini tamamen tasarım sürecine bıraktı. Kumaşı bir tuval gibi kullanabilmek mümkün. Fırça ip, boya iğne:) Giyilebilir sanat da böyle ortaya çıktı.
Başlığa da taşıdığım gibi, “Nereden çıktı şimdi terzi olmak, gül gibi işin vardı, hani para kazanıyor musun” soruları gelmedi mi? Ailen, çevren, iş hayatındaki yöneticilerin, arkadaşların bunu nasıl karşıladı?
Başta babam olmak üzere “Nereden çıktı bu?” diye soranlar çok oldu. Yakın çevremden böyle tepkiler gelmesi motivasyonumu hiç düşürmedi çünkü onların gerçekten iyiliğimi düşünerek böyle tepki verdiklerini biliyordum. Yöneticim bana eğitimlerimi alırken bir yandan yarı zamanlı çalışma şansı verdi. Benim için en büyük desteklerden birisiydi. Bu sayede kendimi yavaş yavaş “İpsiz Terzi” fikrine alıştırmıştım. Yüzmeyi ilk defa öğrenen çocuk düşünün. Bir kerede elinizi çekerseniz hemen batar. Önce suya alışması gerek. En büyük şansım ve destekçim ilk günden beri eşim. Bir de her zaman kararlarımı sorgulamadan kabullenen ve her koşulda güvenen anneciğim. Bir kez de buradan teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu yolda karşılaştığın zorluklar neler? Belirsizlikle nasıl baş ediyorsun?
İnanır mısınız bilmem, ilk günden beri kendimden çok eminim. Hayatta yaptığım en doğru şey olduğunu düşünüyorum. Kendim için çalıştığımı bilmek muazzam bir duygu. Bir pazarlamacı olarak markalaşma süreçlerini iyi biliyorum ve bu uzun yolculuğun keyfini çıkarıyorum.
Gerçekten sosyal medyayı ve dijital pazarlamayı çok etkin kullanıyorsun. Bunu nasıl yapıyorsun?
Bunlar hep kurumsal hayatın bana kazandırdıkları:) Daha önce ajanslarla ve sosyal medyacılarla birlikte yaptığımız tüm çalışmaların bugün meyvesini yiyorum. İş arkadaşlarımdan çok şey öğrendim. Ürünler de kendi ürettiklerim olunca içerik oluşturmak hem daha kolay, hem daha eğlenceli.
İpsiz Terzi ileride hangi adımları attı- atacak, mesela Global Art Awards’dan bahseder misin bize?
Mayıs ayında faaliyete geçen İpsiz Terzi markası, bugün uluslararası platformda iki ayrı sanat yarışmasında Türkiye’yi temsil ediyor. Biri Arts and Crafts Design Award, diğeri geçen haftalarda finalist olduğum açıklanan Global Art Awards. Her iki yarışmaya dünyanın her yerinden sanatçılar katılıyor. Böyle platformlarda yer alıyor olmak bile benim için gurur verici. Bir yandan GAP ile işbirliği yaptık. Belli mağazalarda ve günlerde GAP denimlere kişiselleştirme yapıyorum. Heyecan verici gelişmeler var, devamı gelecek...
Slow fashion akımına (Yavaş moda) yöneldiğini biliyorum. Bilmeyenler için biraz bundan bahseder misin?
Yavaş Moda günümüzdeki çok hızlı değişen moda akımları, eğilimleri ve hızlı üretime karşı doğmuş bir harekettir. Yavaş Tasarımcılar ise modası geçmeyecek, ancak kullanışlı ve kaliteli ürünler tasarlamak, böylece üretimi ve tüketimi, daha sınırlı ve değerli hale getirmek ile görevlidirler. Ben yavaş moda akımını destekliyorum çünkü ürünlerim el yapımı. Bir kumaştan gömlek yapmak ve üzerine nakışla deyim yerindeyse imzamı atmak öyle bir iki günlük iş değil. Bir ürünü son haline getirene kadar harcanan emek ve zaman söz konusu. Zaten üretimden paketlemeye kadar tüm süreci kendi başıma yönetiyorum ve bundan gerçekten çok memnunum.
Günün sonunda kendi hayallerinin peşinden gitmek nasıl hissettiriyor?
Güçlü ve kendim gibi hissediyorum!
Son olarak geleneksel yoldan sapıp, hayallerinin peşine düşmek isteyen başka Queen B’lere ne söylemek istersin? Kafasına koyduklarını hemen hayata geçirsinler mi? Nelere dikkat etsinler?
Sosyal medyada paylaştığım yazılarda da hep “Hayallerinizin peşinden gidin” diyorum. Şurada 1 dakika sonra ne olacağımız belli değilken “5 sene sonra kendimi şurada görüyorum”lu cümleler bence çok yersiz. Elbette plan program yapmak güzel bir şey ancak yaşadığınız hayat gerçekten istediğiniz hayat mı? Aklınızdaki şeyleri gerçekleştirmek için hiçbir zaman geç değil. Çevrenizde size inanan bir kişi olsun yeter. O da işler ters giderse sizi ayağa kaldıracak desteği vermesi için. Siz başladığınız yola devam etmekle yükümlüsünüz çünkü. Beni laboratuvar yerine pazarlama departmanına aldıklarında “Keşke işletme okusaydım” diye düşünürdüm hep. Geçen ay işletme okuluna yazıldım. 29’umda öğrenciyim! Altın değerindeki soru şu “Neden olmasın?” Her şey bu soruyla başlar ve eğer gerçekten inanarak yaparsanız o iş mutlaka istediğiniz gibi sonuçlanır.
Hayatlarımızın gidişatlarını belirleyen garabet sınav sistemlerinin doğurduğu “Sözel okuyup da aç mı kalacaksın?”dogmasından, girişimcilik macerasına uzanan Bahar'ın yolunun, sondan bir önceki soruya verdiği bir cümlelik net cevapla, çok güzel bir yere gittiği anlaşılıyor. “Güçlü ve kendim gibi hissediyorum!” Bunun değerini anlamanız, durup düşünmeniz için ısrar ediyorum. Hiçbir okulun, ailenin ve sosyal çevrenin insana söyletemeyeceği sözler bunlar. Kendine inanmış bu tavrı hiçbir kurumdan da satın alamazsınız.
B ile birlikte öğrenme ve keşfetme yolundaki arzumuzun hiç bitmemesi, yıllardır kesişen yollarda yürümemizin en önemli sebeplerinden biridir. Yolda giderken, iyi hazırlanmış planlarla kuşatılan varış noktalarına değil de, kendine varmayı isteyen, bu yüzden de korktuğu halde direksiyonu defalarca bilinmeze kıran insanlara duyduğum sevgi de saygı da sonsuzdur. Bana göre dünya ancak bu yürekler sayesinde iyiye evrilebilir...
Yavaş moda akımı hakkında bilgi için:
https://modakariyeri.com/yavas-moda/