top of page
Ara

Moda Dünyasına Atılan Adım: Hayaller ve Gerçekler

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğçe
    Tuğçe
  • 19 Eki 2018
  • 4 dakikada okunur

Bu senenin başında zar zor cesaretimi toplayarak İstanbul’un ünlü moda okullarının bir tanesinin kapısından adımımı atmayı başardım. Zar zor diyorum çünkü içimdeki “Ya hep ya hiç”çi varlık; bu kursa zamanımı, paramı ve emeğimi yatırırsam ömür boyu tasarımcı olmam gerekeceği konusunda bana baskı yapıyordu. Eskiden mimar olmak istemişliğim var. “Bunu da mı olmak istemiştin yahu?” diyenler , Hikayem(iz) kısmını okuyarak yazarın hezeyanları hakkında belki bir parça fikir edinebilirler. İşte tasarım dünyasının içinde olmak istemişliğim, geç kalmışlığımla birleştiği zaman; bu sorunu en hızlı şekilde sanat ve tasarımın birlikte işlediği moda sektöründe çözebilirim diye düşündüm. Bu sebeple, bu deneyimi yaşama düşüncesi benim için oldukça cezbediciydi. Ta ki moda sektörüne biraz ucundan bulaşıp da işlerin hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığına şahit olana kadar…



Öncelikle enerji sektöründe çalıştıktan sonra yaratıcı işler yapacağım ve soyut çalışmamın somut çıktısını göreceğim diye umutla girdiğim bir alanda çarkların yine para için döndüğünü görmek, benim için acı vericiydi. Yanlış anlamayın, asla tamamıyla hayalperest bir insan olduğumu söyleyemem, aksine ayaklarım yere, istediğimden çok daha kuvvetli basar. Bazen kendimi tamamen hayallerimin peşine bırakabilmem için yer çekiminin yok olması gerekiyor diye düşünüyorum... Elbette içinde bulunduğumuz dünyanın paraya dayalı politikalara endeksli olduğunu ve her yolun eninde sonunda buna çıkacağını biliyorum. Fakat her zaman sanat ve tasarım dünyasındaki durumun nispeten özgür olduğunu düşünüyordum. Özgür olan tek şey, yukarıdaki fotoğrafta görünen gülen yüzlerimize sebep olan kursumuzmuş. Sektör mü? Yanılmışım.


Beni üst paragrafın son cümlesini kullanmaya sevk eden gerçek "Hızlı Moda". Bu kavramı sizlere ben de hızlıca anlatmaya çalışacağım. “Hızlı moda”, Fast Food’dan farksız sevgili okurlar. Bu akım, insanları anlık dürtülerle “gör ve al”a sürüklemekte. Devamlı surette, ihtiyacımız olmayan yeni bir ürünü algı oyunlarına bel bağlayan pazarlama taktikleriyle sunuyor bizlere. İçine düştüğümüz sosyal medya pazarlama kapanının "hayal satışı"ndan faydalanarak, sizi bir kıyafet daha alırsanız daha tatminkar olacağınıza inandırıyor. Elbette ki siz; ben bu tip dürtülerden etkilenmiyorum diyebilirsiniz. Onların hitap ettikleri yer de zaten bu sözleri sarf eden rasyonel yanınız değil, amigdalanız. Pazarlama ve satış günümüzde maalesef ki ihtiyaçlarımızdan değil, psikolojik zayıflıklarımızdan nemalanır oldu. Bu durumun bir benzerinden şu yazımda da bahsetmiştim. Kelimelerimi yumuşatmaya lüzum duymayacağım. Ben bu durumu iğrenç buluyorum. Bizlerin otonom davranışlarından faydalanarak hep daha ve daha çok para kazanmak isteyenler, ürünlerini ancak gelişmemiş ülkelerdeki iş gücünü sömürerek ve kaliteyi düşürerek uygun fiyatlara pazarlayabiliyorlar. Biz daha çok alıyoruz, bu sayede onlar daha çok üretiyorlar. Bu tempoda tasarım da, kalite de ister istemez ölmeye mahkum oluyor. Tasarımcı, sanatçıdan çok, iş baskısı altında çalışan bir görevliye, aldıklarımız ise çöpe dönüyor. Nicedir içime sinen, kaliteli ve zevkli bir parça almışlığım yok ve kiminle konuşsam benzer serzenişler duyuyorum.


“Hızlı moda”nın sağlığa ve çevreye zararları ise muhtemelen daha önce tahmin etmediğiniz boyutlarda. Moda sektörü, petrol sektöründen sonra çevre kirliliğine sebep olan ikinci sektör.

Çok iyi bildiğiniz, benim de bir zamanlar sürekli ziyaret ettiğim, her AVM’de yan yana dizilmiş olan o malum zincir markalar, 15 sene öncesine kadar, 5 koleksiyon çıkarırken, şimdi bir yılda 52 sezona kadar ürün çıkarabiliyor. 52 sezon ne demek biliyor musunuz sevgili okurlar? Bangladeş’teki giyim işçilerinin günlüğü 2 dolara çalıştırılması demek anlamına geliyor. İş kazalarının ve yaşam standartlarının minimuma indirgenmesi, tasarımın ve kaliteninse yavaş yavaş yok olması anlamına geliyor.


Günümüzde moda kavramını maalesef bu sektörden bağımsız düşünmek imkansız ve tasarımcıların büyük çoğunluğu da bu sektöre hizmet ediyor. İroniktir ki, bizler kurumsal hayattan kaçıp, sanatın ve tasarımın kollarına kendimizi bırakmak isterken, mevzubahis piyasa koşulları yüzünden, moda tasarımcıları da başka işler yapmayı hayal ediyorlar.


Bu handikapın içinden çıkmaksa, bazı tasarımcıların önayak olduğu Yavaş Moda akımıyla mümkün görünüyor. Yavaş Moda (Slow Fashion), her ne kadar ismiyle oldukça afili dursa da, aslında yine “kararında” üretim ve tüketim demek. Daha az üretimin; hammadde üzerindeki baskıyı azaltması demek. Kumaş konusunda sürdürülebilir kullanımı mümkün olduğunca artırmak demek. Uzun süre boyunca kullanılabilecek, tasarımı üzerinde uğraşılmış ürünlerin pazarlanması demek. Böylece sektör çalışanlarının, özellikle giyim işçilerinin yaşam şartlarının da iyileştirilmiş olması demek. Sağlığımıza, çevreye ve dünyaya tüketici olarak iyi yönde bir katkımızın olması demek.


Dünyanın hayati organlarının alarm verdiği şu günlerde, bilinçsiz tüketici olmak diye bir seçim artık söz konusu dahi olamaz çok sevgili okurlar. Bilinçli tüketici olmak daha yüksek fiyata mal olabilir fakat asla daha pahalı değil. Ucuz fiyatlara aldığınız her ürün, bilin ki bir yerlerde birilerinin yaşam haklarından feragat etmesi sayesinde üretiliyor. O bluz çok ucuz olabilir fakat insana ve doğaya bedeli çok ağır.


Tavsiyem, fazla almayı değil, ihtiyacınız kadar almayı ve kaliteli ürün almayı dert edinmeniz. Yerel tasarımcıları araştırmanız. Aldığınız ürünün etiketine bakmanız, ürünün kumaşına ve nerede yapıldığına dikkat etmenizdir. Mümkün olduğunca "Hızlı Moda"ya hizmet eden markalardan alışveriş etmemenizdir. Tasarımı değerli yapan; estetiği, kalitesi, harcanan zaman, fonksiyonelliği ve uzun ömrü için verilen emektir.


Plastik ve petrol kirliliği ile savaştığımız, küresel ısınma yolunda sera gazı emisyonlarını indirgemeye uğraştığımız, enerji ve sudan tasarruf önlemleri almaya çalıştığımız şu günlerde, bu kadar büyük etkileri olan moda sektörünü neden konuşmuyoruz? Daha fazla plastiğe ihtiyacımız olmadığı gibi, annemin tabiriyle daha fazla "çaput"a da ihtiyacımız yok.


Kulağımıza küpe olsun: Güzel olan zaman alır… Az çoktur…


Biraz kasvetli bulacağınızı tahmin ettiğim bu yazımdan sonra, kendi hayal dünyamı yansıttığım yarı çizim yarı kolaj şu renkli tasarımcığımı da aşağıya iliştirerek affınıza sığınayım. Hayaller böyledir işte...


Bu parçayla tasarım hocamdan "Karakterlerin çok anti-fashion" yorumunu almıştım. Gerçekler de tam olarak böyledir. "Hızlı Moda"yı öğrendiğimde, Anti-Fashion olmanın kötü bir yanının olmadığına karar verdim.


Siz ne düşünüyorsunuz?


Türkiye’den Çok Başarılı iki adet Yavaş Moda markası: https://onesquaremeter.co/, https://www.sat-su-ma.com/


Belgesel Önerisi: The True Cost, https://www.netflix.com/title/80045667


Tuğçe

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bırakmak ya da bırakmak

Ben bir ağaç olsam, kiraz ağacı olurdum. Çocuklar koşturarak oynarken; beni görünce, bir an için birbirleriyle göz göze gelirler,...

 
 
 
Değişim ve kabul üzerine

Dünya değişiyor. Değişimi sevdiğini söyleyen birisi için bulunmaz bir nimet olarak nitelendirilebilir bu durum. Bu gruptan olduğunu...

 
 
 

1 Yorum


Gülseren
Gülseren
19 Eki 2018

Çok az bilgi sahibi olduğum ,hatta yazıyı okuyunca ,hiç bilgi sahibi olmadığımı farkettiğim ,moda sektörü ve tasarımcılık sektöründeki, gerçekleri gözümüzün önüne serdiğin ,müthiş bilgilendirici bir yazı olmuş.Teşekkürler.

Beğen
bottom of page