Merhaba ben Aradığın!
- Tuğçe

- 16 Kas 2018
- 2 dakikada okunur
Ben geldiğimde muhakkak evde olursun. Genellikle beni beklemiyor olduğunu söylersin. Kapıya doğru istemsizce yürürsün fakat delikte yüzümü gördüğünde kalbinin atışı öyle yükselir ki, sesini öte yandan duyarım. Kapıyı büyük bir hevesle açar, havalara zıplarsın. Beklediğinin ben olduğumu işte böyle anlarım. Hayatında kaç kez kapıyı açtığında bu kadar sevinirsin? Hangi haberleri aldığında, kimleri gördüğünde ikincil düşüncelerin kayboluverir, kaçar saklanır benim göremeyeceğim odalarına evinin? O çenesi düşük düşünceler ne zaman “Dur sevinme!” diyemez olurlar, lal oluverirler birden?
Yalnızca ben geldiğimde.

Karşılaştığımızda kendini kucaklarsın. Gönlünü alırsın onun, daha önce söylediğin gereksiz şeyler için. Başlarsın dans etmeye. Hayır, kapı ziline bile oynamazsın. Genelde havaya girmeyi bekler, müziğini, ortamını, dostunu ararsın. Ben gelince hepsini unutursun lakin. Kalkarsın ayağa, şovunu sergilersin seyircisiz koltuklarına. Müziksiz dans ediyorsan eğer, ben gelmişim demektir. “Müziğin sesini duyamayanlar, dans edenleri deli sanırlar” demiş üstat, böyle anlarda onu anarsın.
Sevinirsin de, hemen sorgulamadan edemezsin. Bir yandan dans ederken “Neden şimdi?" diye sorarsın, sabırsızlığın açık ediverir kendini. Halbuki beklediğin şeyi unuttuğunda geleceğimi söylemiştim. Sana neyin iyi geleceğini araştırırken, onun aranarak bulunamayacağını anladığında. Hayatın aramalardan ziyade, karşılaşmalar olduğunu gördüğünde. Beklememen, yaşaman gerektiğini kabul ettiğinde. Kaçınmayı değil, balıklama atlamayı seçtiğinde geleceğimi söylemiştim. Tutulacak balık değil, denizler olduğunu anladığında meselenin. Yüzmeyi öğrenmeni bekledim, yüzmeyi sevmeni değil. Sevmesen de yine de yüzmek gerektiğini anlamanı. Yüzmeyi değil, suyu sevdiğini…
Erken gelmem tehlikeliydi, hazır olamazdın. Beni sevdiğini biliyorum fakat sevinemezdin yeterince. İkincil düşünceler orada olurdu yine, rahat vermezlerdi bize. Bahaneler bulurdun anlaşamadığımız küçücük anlarda, kovulurdum. Hoşgeldin demez, kapıdan çevirirdin beni. Kapı paspasına yıkılır, kalıverirdim öylece. İşin doğrusu; küser, bir daha da gelmezdim! Anlaşılmazsa değeri, ne manası kalır dostluğumuzun? Geç kalsaydım da vazgeçerdin benden, umudu keserdin yavaş yavaş. Gerçi sen umudunu hiç kaybetmezsin. Yine de hak etmeyen şeylerin üzerinde nadasa bırakırdın onu, bense zamanı geçmiş, unutulmuş bir hasat gibi kalırdım dalımda, çürürdüm. Sırf bu yüzden tam gelmem gereken zamanda gelmeliydim. Beni istediğini bilmediğin, ihtiyaç duyduğunu unuttuğun bir zamanda.
Neden mi? Unuttuğunda duyabilirsin çünkü sesimi sadece. Ben bilinçsiz yanında yaşıyorum senin. Sen öbür tarafta mühim şeylerinle meşgulken, biz burada gerçeğin peşinde koşarız. Ukala mı görünüyorum sana? Kızma. Ukala olan senin bilinçli tarafın. Bilinçsiz bilge tarafından, bilinçli toy yanına nicedir haber yolluyordum yine de. Duymadın mı? Sen duymak istemediğinden değil aslında. Ben konuşmadığım için. Konuşmadım haklısın. Yazmadım da. Burada ses ya da alfabeyi pek kullanmayız. Kafanda konuşan öyle çok kişi vardı ki, bir de ben anlatırsam özü anlaşılmazdı söyleyeceklerimin. Sözler boşuna kullanıldığında anlam nasıl da kayboluyor fark ettin mi? Üstelik o sözler kendine ait olsa bile. Susmanın anlatmak istediklerinden daha fazla şeyi açıkladığını gördüğünde hazır olacaktın bana göre.
Sözsüz olsa da kendimi gösteriyordum nicedir. İşaret diliyle konuşmayı severim ben. Böylece o lafların ve anlam çatışmalarının arasından ustalıkla sıyrılabiliyorum. Dikkat ettin mi? Karnındaki kuvvetli histe, iç çekişlerinde, göz dikişlerinde oradaydım. Hiç konuşmadığında, gözlerin dolduğunda, dalıp gittiğinde uzaklara, neye dalıp gittiğini bilmediğinde… Sen gözlerini neye çevirdiğini bilmiyordun belki ama ben oradaydım. Çocuk gibi heveslendiğin anlarında geldim. En çok o zamanlarda yaklaştım sana.
Her neyse, çok konuştum. Senin gibi sözlerin büyüsüne kapıldım bak…
Şimdi seyircisiz koltuğundaki tek seyircin benim. Tek bir kelime dahi etmeyeceğim. Dur, yavaşlayıp da yanıma oturma sakın! Tamam, onun yerine ben ayağa kalkıp dansına katılmayı seçiyorum. Bu anı kaçırmayalım. Yakında nasıl olsa başlarsın yine geçmişinle ya da geleceğinle bol bol sohbet etmeye. Konuştuğun anlarda dansı bırakıyor, beni de duyamıyorsun. Ben geldiğimde, biz sadece dans edelim.
Düşündüm de müziği fısıldayan da galiba benim. Küçük bir itiraf benden…
Tuğçe


Yorumlar