top of page
Ara

Sonu Gelmeyen Seçim Paradoksu

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğçe
    Tuğçe
  • 21 Mar 2018
  • 3 dakikada okunur

Bu blog’a böyle bir yazıyla başlamaktan daha anlamlı bir şey olamaz sanırım. İlk yazım seçim paradoksu hakkında. Kayıtlara geçsin lütfen.


Doğduğumuz andan itibaren seçim yapmaya çalışıyoruz. Giyeceğimiz çorabın renginden, oturacağımız kafenin hangisi olacağına, kafeye oturduktan sonra hangi yiyeceğin ya da içeceğin bizi daha mutlu edeceği konusunda her gün durmaksızın kafa yoruyoruz. Kim bilir fark etmeden, benim gibiler içinse oldukça farkında olarak, enerjimizin ne kadar büyük bir kısmı seçime harcanıyor. Dünya değiştikçe, geliştikçe seçenekler artıyor. Sosyal medya her gün bize seçebileceğimiz alternatif meslekler, tam da şu anda keşke ışınlanabilseydim dediğimiz türlü mekanlar sunuyor. Tam bir yere konsantre olmuşken, öbür seçeneğe gidiyor aklımız. Özellikle ilgi alanlarımız fazlaysa ve zaten hep fazla olmuşsa, bizler için bu durum faydadan çok, uzun dönemde zarara dönüşüyor.


Öyle mi gerçekten? Fazla seçenek zararlı mı? Bu kısma biraz sonra geri döneceğim.

Hayatım boyunca seçim yapmak konusunda zorlandığımı düşünürken, bir noktada bakış açımı değiştirip, konular üzerinde olması gerekenden (olması gereken ne onu da bilmiyorum) fazla analiz yaptığımı ve seçim yaparken her şeyi kafamda mantık çerçevesine oturtmaya çalıştığımı gördüm. Halbuki seçim dediğimiz şey her zaman mantık çerçevesinde mi olmalı gerçekten? Mantık çerçevesinde seçtiğiniz her şey size mutluluk getiriyor mu?


Hayatımızda tüm çabamızı mutlu olmak üzerine kurguladığımızı düşünürsek; mantıklı olan şey eğer mutlu etmiyorsa bunun neresine mantıklı diyoruz?

Bazen mantık çerçevesinde seçtiğiniz şey, gittiğiniz yol sizi mutlu ediyor. Bazen de etmiyor. Bunu bilimsel bir temel üzerine oturtabilecek bir ispat da bulamıyoruz hayatta. İşte bana göre paradoks burada başlıyor.


Tam da bu noktada, Jim Carrey’nin Andy Kaufman’ı canlandırdığı filme ait set arkası görüntülerin yayınlandığı ‘Jim and Andy’ adlı Netflix belgeselinde, Jim Carrey’nin babasından bahsettiği bölüm nazikçe koyuyor noktayı paradoksa. Belgeselde Jim Carrey kendi babasını anlattığı bölümde, babasının hayatında tanıdığı en komik adam olduğunu, Toronto’da bir orkestrada saksafon çaldığını anlatıyor. İşini ilerletebilmek adına Kanada’dan ABD’ye taşınması gereken babasının, bu geçişten korktuğunu, o esnada bakması gereken bir ailesi olduğunu, bu nedenle muhasebeci olduğundan bahsediyor. Bu geçişin, zaman geçtikçe babasını yiyip bitirdiğini anlatıyor. 51 yaşında bu işini de kaybettiğinde, bunun son bitirici darbe olduğunu vurguluyor. Hakikaten hem asıl seçmek istediği şeyden taviz verip, hem de başarısız olması öldürücü darbe değil de ne? Babasının sevmediği işte başarısız olmasının kendine örnek olduğunu anlatıyor Jim Carrey. Şöyle diyor: ‘Öğrendim ki sevmediğin bir işte de başarısız olabiliyorsun. Bari sevdiğin şeyleri yap! Ortada yapılacak bir seçim yok! Ne olmak istiyorsan onu ol!’


Genel inanışa göre mantıklı bir seçim yaptığını düşünen babanın alışılmışın dışında yolu seçen oğlu Jim Carrey. Şimdi doğru seçim hangisi? Mantıklı olan hangisi?

Bunların cevabını önceden bilemeyeceğimizi ve doğru seçim diye bir şeyin olmadığını kabul ederek başlıyor işte paradokstan kurtulmak. Doğru seçim yok, seçim var. Doğru karar yok. Karar var.


Peki çözüm ne dediğinizi duyar gibiyim. Tam cevabı bulamasam da şöyle bir formül buldum. Seçerek değil, deneyerek yaşa. Saksafon çalmayı devam ettirmeyi bir deneyeyim, olmazsa muhasebeci olacağım mecburen gibi. Ya da muhasebeye adadıysam kendimi, saksafonumu da bir gün tekrar elime alacağım gibi. Hatta belki yanında yeni birkaç müzik aleti çalmayı da öğrenebilirim.


Bu noktada da girişte bahsettiğim seçeneklerin çokluğu karşımıza çıkıyor. Saksafon çalmak ve muhasebecilik ve o ve şu ve bunu da yapmak istiyorum. Ben de! Peki buna zaman, mekan ve en önemlisi de ekonomik özgürlüğümüz izin veriyor mu? Durun bunun için de bir önerim var! Psikolog Barry Schwartz’ın Seçme Çelişkisi üzerine yaptığı TED konuşmasını izleyin lütfen. Schwartz'a göre, daha fazla seçim bizleri daha özgür kılmaktan ziyade daha fazla felç ediyor. Bir noktadan sonra daha mutlu değil, daha tatminsiz kılıyor. Bu tatminsizliği kırmak için de hepimizin soyut bir kafese ihtiyacı olduğunu söylüyor. Belki kafes fikrini kabul etmeyebilirsiniz. Başlangıçta özgür ruhlu biri için söylenebilecek en sevimsiz benzetme belki de ancak kafes tabir-i caizse sizin sınırınız.


Kafesiniz neye izin veriyor?

Benim çıkarımım şu şekilde; kafes kimi için maddi durum olabilir, ailevi durumunuz olabilir, hayat görüşünüz ya da yaşadığınız çevre, belki de aileniz olabilir. Kafesin dışındaki seçeneklere kapalısınız belki ancak kafesin içinde hala birden fazla seçenek var. Kafesin büyüklüğü izin verdiği kadar, seçenekler arasında uçmakta özgürsünüz. Bu yolculukta kimileri risk alarak kafesin dışına da çıkmak isteyecektir


Bu da bir seçenek. Sizin değiştirmeniz gereken bakış açısı ise kafesin sizin uçmanızı engellediği değil; aksine belki de kendinizi daha güvenli hissedeceğiniz bir ortamda uçmanıza izin vereceği olabilir. İşte bu her şeyi değiştirir.


Unutmayın; kafeste birden fazla seçenek var! Ve sayısı göründüğü kadar da sınırsız değil. Nihai bir seçim ve karara ihtiyaç duyduğumuz yanılgısından kurtulduğumuz gün yaşamaya başlıyoruz bence. Tüm o seçeneklerin yaşattığı tecrübe, önce seçmeye, sonra denemeye, tekrar seçmeye, tekrar denemeye, belki yanılmaya ve ayağa kalkıp tekrar seçmeye değer!


Tuğçe


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bırakmak ya da bırakmak

Ben bir ağaç olsam, kiraz ağacı olurdum. Çocuklar koşturarak oynarken; beni görünce, bir an için birbirleriyle göz göze gelirler,...

 
 
 
Değişim ve kabul üzerine

Dünya değişiyor. Değişimi sevdiğini söyleyen birisi için bulunmaz bir nimet olarak nitelendirilebilir bu durum. Bu gruptan olduğunu...

 
 
 

12 Yorum


Beyza Yıldırım
Beyza Yıldırım
30 Mar 2018

Hayatım da gördüğüm kadarıyla seçim paradoksuna düşen insanlar genelde sevmediği işi yapmaya çalışan ve buna o veya bu sekilde zorlanan insanlar... en büyük örneği de Tiyatrocu olmak isterken bi sekilde radyo ve televizyon okuyup tiyatroyla alakasız bir meslek yapan arkadaşım. Söylediğiniz gibi doğru seçim ya da doğru karar yok. Zaten insan öyle bir varlık ki sizin de ifade ettiğiniz gibi birini isterken aklı diğerinde kalıyor. Bu yüzden hayat boyu denemek, öğrenmek, çalışmak şart sanıyorum. En azından mutlu hissetmek icin :)

Beğen

H.E.Yüksel
H.E.Yüksel
24 Mar 2018

İnsanın hayat yolunda nereye gittiği önemli değil.. Önemli olan yolda olmak.. Sadece, yolculuğa çıkmadan önce insan nerede olduğunu bilmeli..! Bu yolculukta hayal ettiğin tüm güzellikleri ve deneyimleri yaşayacağına inanıyorum. Yolun açık olsun..!

Beğen

Alev Erkişi
Alev Erkişi
23 Mar 2018

Bir insan ancak bu kadar guzel ifade eder biz kafestekileri.Bence senin yazilarinla bu kafeslerin kilitlerini kirip atacagiz guzel kızım.Hem de bu yaşta.

Beğen

Nehir Yıldız
Nehir Yıldız
23 Mar 2018

Cesaret etmek ve kafalardaki kafesleri açmak için harika bir giriş ve yazı olmuş. Bizlere de kafesleri kırmak adına ilham oldun... Şunu da söylemezsem olmaz; seçim konusunda ne kadar başarısız olduğumu en iyi sen bilirsin ve bunu yine en iyi sen anlattın :) Daha nicelerini okumak ve nicelerine okutmak dileğiyle canım dodim...

Beğen

Selcen
Selcen
22 Mar 2018

Sonucu ne olursa olsun; inanarak yaptığımız her şey bence doğru seçimdir. Çoğu insan beklentilerinin farkında bile değil. Benim kendiliğinden allıklı güzel yanaklı arkadaşım; ne güzel yazmışsın, hem de en doğru zamanda (istediğin zaman)! Seçtiğin bu yolda seni keyifle takip edeceğim, bir sonraki yazını merakla bekliyorum.

Beğen
bottom of page