top of page
Ara

Söğüt Ağacı

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğçe
    Tuğçe
  • 20 Tem 2018
  • 3 dakikada okunur

Başımın sol tarafının zonkladığını gözlerimin tam arka tarafında hissederek akşamı zor etmiştim. Migrenin ziyarete gelmesine alışkındım fakat mide bulantısının kendisine eşlik etmemesi en büyük dileğimdi. Müdürümün taşıyamadığı için üzerime bıraktığı beton egosunun ağırlığı altında kalmıştım bugün de. Olsun dedim. Bu akşam da nihayet çocuklarıma kavuşabilecek, onları güzelce doyurduktan sonra günlerinin nasıl geçtiğini dinleyerek kendi günümün istediğim gibi geçmediğini unutabilecektim nasıl olsa. Mesai biter bitmez semt dolmuşlarının kalktığı durağa doğru ilerledim. Alışılanın aksine durakta hiçbir dolmuş yoktu. Orada gözüme kestirdiğim en munis hanımefendiye dolmuşların nerede olduğunu sordum. Durağın yokuş yukarıya doğru bir yere taşındığını söyledi işaret parmağıyla destekleyerek. Sabahların erken akşama kavuştuğu soğuk kış gününde, kime sorsanız tekinsiz olarak adlandırılacak olan bir semtte, işaret edilen yokuşu çıkacak olma düşüncesi kafamın sol yanına bir darbe daha indirmişti. Etek giymek için ne kadar doğru bir gün seçmişim diye düşündüm.


Sıradaki dolmuşa hemencecik atladım, her zamanki gibi kendimi oldukça rahatsız hissederek ön koltukta oturanın omzuna dokunup, bir kişi değil, bir kişi için gerekli ücreti uzattım. Nedense “Şuradan ücreti uzatabilir misiniz?” deyince iletemiyordum ücreti. İlle de dokunulacaktı o omuza. Ağrının etkisiyle yolculuk gözümde büyüdükçe büyüdü, her zaman indiğim durağı bile beklemeden atladım dolmuştan. Biraz açık hava iyi gelecekti. Evime doğru yaklaştıkça, çocuklarıma kavuşacağım anı düşünerek hızlandırmıştım adımlarımı. Sokağın başından apartmanın bahçesine doğru yaklaştığımda her gün görmekten mutlu olduğum manzara bir kez daha selamladı beni. Apartmanın komşu kadınları hep birlikte oturmuş sohbet ediyorlar, keyiften boğuluyorlardı yine. Neredeyse her akşam bu manzarayı gördüğümde; bir gün benim de işimin olmamasını umarak, hoşbeş yapma hayali kuruyordum onlarla. Bu defa manzarada bir eksik var gibiydi, büyük bir eksik. Eksiği gördüm fakat inanmak istemedim. Yakınlaştıkça görüntü daha da belirginleşti. Adımlarımı hızlandırdım, biraz sonra koşmaya başladım. Eteklerim başıma geçiyordu ama artık umurumda değildi.


Söğüt ağacım dibinden kesilmişti! Onun kesilmiş gövdesinden artakalan yegane parçayı gördüğüm an sanki benim de kafamı kesmişlerdi. Sol tarafımda mevcut olan ağrı, şimdi bütün kafatasıma yayılmıştı. Komşulara nazikçe soramadım, bağırdım. “Ne oldu Söğüt ağacına? Kim yaptı bunu? Kim kesti güzelim ağacımızı?”



Komşu kadınların bu sefer her zamanki gibi yüzleri gülmüyordu. “Mehmet amca” dediler. “Kimsenin haberi yokken, kimselere sormadan, kendi kendine kesmiş.”


Olduğum yerde donup kalmıştım, gözlerimden yaşlar boşalırcasına akmaya başladı. Mehmet amcaya hesap sormaktan başka bir şey gelmiyordu aklıma. Koşarak evinin bulunduğu en üst kata doğru yöneldim. Merdivenleri ikişer ikişer çıkarken, söğüt ağacımın heybetli görüntüsü ve kocaman gölgesi geliyordu aklıma. Çocuklarımla karşısına dikilip yaşını tahmin etmeye çalıştığımız günler, komşularımla haftasonları gölgesinde oturup açtığımız gözlemeler, küçük kızımın ağacın gövdesine sarılarak bir gün elbet kollarının kavuşacağını umması, bahar günlerinde ılık rüzgarlar eserken, uzun küpeler gibi sarkan dallarının tatlı tatlı başlarımızı okşaması... İnanamıyordum. Yeşili, sadece yeşili bile yetiyordu huzur vermeye. Onu her sabah ve her akşam görebilmek, çok sevdiğin bir dostla ansızın karşılaşmanın verdiği hazdan farksızdı.


Kapıyı alacaklı gibi çaldım. Mehmet amca karşımdaydı. Ağlamama anlam veremediği yüz ifadesinden belliydi:


-Ne oldu kızım? Niye ağlıyorsun? Biri mi öldü?

-Biri öldü tabi Mehmet amca, - dedim, -söğüdümüzü öldürmüşsün!


Haykırarak devam ettim:


-Mehmet amca niye kestin ağacı? Bir insan neden kesmek ister ağacı Mehmet amca, söylesene!


Kaşlarını çatıp, çatışmaya girmeye hazırlanırcasına cevap verdi:


-Gölgesi bizden çok yan taraftaki apartmanın bahçesine vuruyordu, biz yararlanamıyorduk zaten, bize faydası yoktu, ondan kestim.


Beynim bu cevabı almadı, alamadı. Algılarımı o denli kaybetmiştim ki geriye ne başımın ağrısı kaldı, ne de geçirdiğim mesainin izleri. Yanlış anladığımı sandım, bir daha sormak istedim fakat Mehmet amca verdiği cevaba oldukça inanmış görünüyordu. Ağzımı açıp avaz avaz “Ne istedin ağaçtan, gölgesinden başkasının yararlanması seni neden rahatsız etti, bunun için bir ağaca kıyılır mı, hasta ruhlu herif!” diye bağırmak istedim. Vazgeçtim sonra. Gerek yoktu. Sustum. Mehmet amcayla göz göze gelmemle birlikte gözyaşlarımın yönünü içime çevirdim. Belli ki Mehmet amcayla aynı yerden bakmamız mümkün değildi ne söğüt ağacına, ne de hayata. Çok şey anlatmak istedim ona. Ona değil de aslında küçük Mehmet'e. Bir ağacı yalnızca ağaç olduğu için sevebilmeyi, bir canlıya duyulması gereken derin şefkati ve merhameti. En çok da kızımın ağacın gövdesine sarıldığında duyduğu sevgiyi anlatmak istedim. Yalnız anlatmak için üç beş kelimenin yetmeyeceğinden emindim. Yıllar gerekiyordu belki, en çok da yaşanmışlıklar.


Tek bir kelime dahi etmeden arkamı dönüp evimin yolunu tuttum. Çocuklarıma, bu sebep olmayan sebebi nasıl açıklayacağımı düşünürken, bir yandan da yeni bir söğüt fidanı dikmeyi kafama koymuştum. Belki Mehmet amca onu büyürken görürse küçük Mehmet'i hatırlardı. Hatırlamasa dahi torunlarına benzetirdi belki, o sarılmasa da torunları sarılırdı gövdesine. Bu sefer dokunamazdı belki söğüt ağacıma.


Tuğçe

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bırakmak ya da bırakmak

Ben bir ağaç olsam, kiraz ağacı olurdum. Çocuklar koşturarak oynarken; beni görünce, bir an için birbirleriyle göz göze gelirler,...

 
 
 
Değişim ve kabul üzerine

Dünya değişiyor. Değişimi sevdiğini söyleyen birisi için bulunmaz bir nimet olarak nitelendirilebilir bu durum. Bu gruptan olduğunu...

 
 
 

1 Yorum


Gülseren
Gülseren
20 Tem 2018

Öyküyü gözyaşları içinde okudum...Zaten yaşanmış olan bir olayı o kadar güzel anlatmışşın ki ,beni tamamen içine aldı,sanki o komşularla orada çaresizce cevap verenlerden biri de bendim.Ama şunu biliyorum bu bencillikte olan insanlara hayat bir gün en büyük dersi veriyor ...Kalemine sağlık.Gene süperdi...

Beğen
bottom of page