Sevdiği İşi Arayanlar Ordusu Savaşa Boşuna mı Giriyor?
- Tuğçe

- 25 May 2018
- 3 dakikada okunur
“Sonu Gelmeyen Seçim Paradoksu” isimli yazımda Jim Carrey’nin “Sevdiğin işi yap” tembihini işaret etmiştim hatırlarsanız.
Bu çok değerli öğüt, bu işi yaşıyor olduğunu söyleyen birinden gelince çok anlamlı elbette. Peki ya bu sloganı her yerde duyar, her yerde görür hale geldiyseniz?

Son zamanlarda bu söylemin bazı amaçlar uğruna kullanılıyor olabileceği üzerine fazlasıyla düşünmeye başladım. Zira günümüzde herkes sevdiği iş ile ilgili arayıştaydı fakat herkesin sevdiği işi yaparak yaşadığı bir dünya gerçekçi görünmüyordu. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde bizlere medya tarafından “Sevdiğin işi yap!”. “Sevdiğin işten para kazan!”. “Sevdiğin işten para kazanırsan mutlu olursun!” söylemleri dayatılsa, tüm bilinçaltı nöropazarlama teknikleri bunun üzerine kurgulansa da; mutluluk denen şey, asla yapılan tek bir şeye indirgenemeyecek kadar karmaşık yaşantılar bütünüydü benim gözümde.
Biliyorsunuz ki; bir şey sürekli olarak tekrarlanır, görsel ve işitsel uyaranlarla sürekli size hatırlatılırsa, o şeye inanma oranınız gün geçtikçe artıyor. Bunu ben değil, atalarımız söylemiş: “ Bir şeyi 40 kere söylersen olur!”. Biz de bir uyarana devamlı maruz kalırsak, ilkel beynimiz, herhangi bir kanıt aramadan ve benimsemesi kolay yanlı yorumlara hemencecik katılarak buna inanmaya başlıyor.
Atalarımızın tamamen tecrübelerine dayanarak ortaya koyduğu bu önermeyi, Daniel Kahneman “Hızlı ve Yavaş Düşünme” isimli Nobel Ekonomi Ödüllü kitabında doğruluyor. İlkel ve hızlı düşünmemizi sağlayan, çoğu zaman karar alma konusunda ilk mekanizma olarak çalışan 1. Sistem ve daha rasyonel fakat tembel çalışan, çalıştığında da genellikle 1. Sistemi destekleme yanlısı olan 2. Sistem’i tüm delilleriyle ortaya koyduğu kitabında Kahneman, “Bulunabilirlik Yanlılığı” kavramını anlatıyor.
Kavramı açıklarken bir anketten bahsediyor. Ankete katılanlardan, ikili ölüm nedenleri üzerine düşünmeleri isteniyor. Diyabet ve astım, ya da felç ve kazalar gibi. Katılımcılar hangisinden ölüm oranının daha fazla olduğunu tahmin ediyorlar. Sonuçlar çarpıcı. Felçler kazalardan iki kat daha fazla ölüme neden olmasına rağmen, katılımcıların %80’i kazadan ölümü daha olası buluyor. Kasırgalar astımdan daha sık ölüme neden olur bulunuyor fakat astım gerçekte 20 kat daha fazla ölüme yol açıyor. Tahminlerin hepsi yanlış.
Yanlı ve isabetsiz sonuçlar için teşekkürler beynim! Ben de seni çalışıyor sanmıştım oysa.
Kahneman’ın vardığı sonuç; kafamızdaki dünyanın, gerçekliğin birebir aynısı olmadığı ve maruz kaldığımız mesajların yaygınlığı ve bizde yarattığı duygu yoğunluğu sebebiyle, olayların sıklığı konusunda beklentilerimizin ve inançlarımızın düşüncelerimizde çarpıtıldığı.
Bunu şöyle yorumlayabiliriz; son zamanlarda tam da kuşağımızı hedefleyen medya, pazarlama dayatması ve çarpıtması sonucunda, mutlu olan herkes sevdiği işi yapıyordur veya mutlu olmanın tek yolu buradan geçiyordur yanılsamasına kapılıyor olabiliriz. Bunu reklamlardan alacağımız örneklerle de çoğaltabiliriz.
“Yalnızca sevgilin olursa mutlu olabilirsin, öyleyse git ve kadınların dikkatini çekecek o arabayı satın al!”
“Yalnızca çok fazla seyahat edersen içindeki boşluğu doldurabilirsin. Öyleyse avantajlı uçuş fiyatlarına bir göz at!”
“Sürekli gelişime açık olmak seni mutlu edecektir çünkü yeni kurslara yazılmazsan parayı kimden kazanacağız?!”
Buradan da “Sevdiği işi arayanlar ordusu” diye adlandırdığım kitlenin çoğu üyesinin pazarlama reklamlarının algı kurbanı olduğu paranoyasına kapıldım maalesef.
Belki de yaratılan bu algının kurbanı olarak, kendilerine hiç de ait olmayan bir savaşa koşuyorlardır.
Umarım bu gerçekten bir paranoyadır ve ben de dibine kadar yanılıyorumdur.
Bulunabilirlik yanlılığı ve 1. Sistem’in tabir-i caizse ‘tuzağından’ kurtulup, tembel olan 2. sistemimizi çalıştırabilirsek, tüm alternatifleri “yanlı bir davranış sergilemeden” görmeye ve bu alternatiflerin ne kadar mümkün olabileceğini sorgulamaya başlıyoruz.
Yeni yeni görmeye başladığımız “farklı alternatifler”in, değer yargılarımızla ve hayata bakışımızla örtüşüp örtüşmediğine bakmamız ve mutluluk için tek bir çıkış yolu gösteren her uyarana şüpheyle yaklaşmamız isabetli bir çıkar yolu gibi görünüyor. Dikkat edin o esnada 2. sistem, 1. sisteminizin önermelerini yanlış analizlerle desteklemesin!
Rasyonel karar almamızı devreye sokmamızı engelleyecek tek etmen “Bulunabilirlik Yanlılığı” değil. “Hızlı ve Yavaş Düşünme”yi okumanızı ve kütüphanenizin "Hayat Değiştiren Kitaplar” gözüne yerleştirmenizi tavsiye ediyorum.
Ben de bu arada farklı alternatifler neler olabilir onları düşünüyor olacağım…
Tuğçe


Yorumlar