Marifet Otta Değil
- Tuğçe

- 5 Tem 2018
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 Tem 2018

Binbir türün olduğu ormanda zürafa kendini eşsiz sanır, herkese tepeden bakarmış.
Uzun olduğu için kimsenin uzanamadığı yerlerdeki en güzel meyveleri de o yermiş. Buna rağmen "Mutlu değilim" diye sızlanıp dururmuş.
Filse uzun hortumu sayesinde, belki de zürafa ile baş edebilen tek hayvanmış. Bazen hortumu ile zürafanın en sevdiği meyvelere uzanır, zürafa daha onu daha fark edemeden mideye indirmiş olurmuş. Bu duruma zürafa her defasında çok bozulurmuş. Zürafa ve filin kavgasız geçen günleri yokmuş. Hem fil hem de zürafa yıllar süren bu koşuşturmadan, bu bitmek bilmeyen kavgadan nihayet yorulmuş. Bir gün baş başa verip, "Nedir bu kavganın sebebi?" diye sormuşlar birbirlerine. O anda, başı önünde mağrur adımlarla ilerleyen zebranın sesini duyarak, çevirmişler kafalarını ona doğru.
Zebra sadece ot yermiş, meyve yiyeceğim diye kimseyle kavga etmeye dahi tenezzül etmezmiş, çok güzelmiş ve halinden o kadar memnun görünüyormuş ki. Zebranın bu hali ve tavrı onları hem çok etkiler hem de içten içe çok kıskandırırmış.
Birbirlerine bakıp neden zebra gibi sakin ve mağrur olamadıklarını merak etmişler. Cevabını vermeye ne zürafanın uzun boyu yetmiş, ne filin hortumu, ne de o rengarenk meyveler.
Derken zürafa ve fil, zebranın sırrını, iri yapılı, heybetli ve yaşlı bilge gergedana sormaya karar vermişler. Bilge gergedan da aynı zebra gibi sadece ot yiyormuş ve asırlardır türü hayatta kalan birkaç canlıdan sadece bir tanesiymiş. Bilse bilse o bilir diyerek düşmüşler aceleyle yola.
"Bulduk!" demişler. Pek eminlermiş hallerinden."Mesele bu gizemli otlarda olmalı!"
Varır varmaz gergedana "Söylesene" demişler, "Nedir bu otun bizim meyvelerden farkı üstad?" Öyle ya; meyve bağımlılıklarından vazgeçip, ot yerlerse bu kavga sonsuza dek biter diye düşünmüşler.
Gergedan sorularını şöyle cevaplamış: "Ah benim güzel dostlarım. Ot dediğin, meyve dediğin nedir? Altını çevir, üstünü getir, içini deş, dışına bak, bulacağınız cevap bizim besin kaynağımız oldukları gerçeğinden başka bir şey değildir. İkisi de çok güzeller, hak veririm sizlere ama zebrayı zebra yapan ot değildir. Zebralar ile atların benzerliğini bir düşünün hele. Siz hiç bir zebranın ata benzemeye çalıştığını, bunun için çareler aradığını, kendini tek bir renge boyamaya çalıştığını gördünüz mü? Zebralar hallerinden o kadar memnunlardır ki, hiçbir zaman neden at gibi rengim, zürafa gibi boyum olamadı diye sızlanmazlar. O meyvelere neden ben sahip olamadım, bana düşen ot mudur diye hayıflanan zebraya da rastlamadım doğrusu."
"Diyeceğim o ki; ancak kendiniz olursanız onun gibi olursunuz. Kendinizle ve size düşen meyvenizle mutlu olmayı öğrenmekten başka yoktur bu işin hal çaresi.’’
Bu cümleyle bitseydi iyi olurmuş elbet hikaye. Oysa şöyle devam etmiş:
Bu nasihatı duyar duymaz zürafa file dönmüş. Kendi buldukları ve emin oldukları cevaptan pek farklıymış bu. Beğenmedikleri belliymiş birbirlerine bakışlarından. Zürafa file dönüp, "Bu adamın da bir şey bildiği yok ya!" demiş. Fil de "Evet bence de. Cevap kesin ottu. Açıklamadı sırrını." diye cevap vermiş.
Fil ve zürafa en doğrusunu kendilerinin bildiklerini düşünmenin ferahlığıyla ilk kez bir konuda anlaşabilmişler ve kavga etmemişler.
Ertesi günse meyve kavgası kaldığı yerden devam etmiş...
Tuğçe


Keşke kıssadan hisse diyebilsek...Herkes bildiğine,burnunun dikine...Mübarek herkes herşeyi biliyor,bir bilene ihtiyaç yok aynen bizler gibi...Kimse halinden memnun değil,kavga gürültü içinde ama başarılı,mutlu,kendi gibi olanı anlamamak içinde işte bunlar gibi kör ,sağır ve de ukala...Böylelerinin neslinin bir an önce tükenmesi dileğiyle kalemine sağlık...
Mutluluk kendin olmayi basarabilmekte... Kalemine saglik canim 💜