Benle Ben
- Tuğçe

- 3 Ağu 2018
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 9 Ağu 2018
Bir “ben” var geçmişte kalan. Bir “ben” daha var bugüne uyum sağlamaya çalışan. Bu iki benin sohbetine gözcülük yapan bir “ben” var bir de.

Geçmiş ve bugünkü ben, gözcü benin - ki kendisi birinci ağızdan yazıyı yazmakta- hayalinde kırmızı bir koltukta oturuyorlar. Biri bir ucunda, diğeri diğer ucunda. Birbirlerine doğru dönüp, çapraz yerleşmişler koltuğa. Fazla yakınlaşmıyorlar. Ne dost denecek kadar can ciğer, ne düşman denecek kadar soğuk davranıyorlar birbirlerine. Koltuk eskimiş fakat tarz olduğu kumaşın kalitesinden belli. Eskitme efektini ikisi de pek beğeniyor. Zaten değişmeyen ortak özelliklerinden birincisi kırmızıya, ikincisiyse retroya olan tutkuları. Geçmiş benin üzerinde bir oduncu gömleği var. Pantolon olarak da -pantolon seçmiş demek isterdim- tayt tercih etmiş ne yazık ki. Ne yazık ki diyorsam pek de tarafsız “gözcü ben" olarak kalamıyorum demek. Daha çok bugünkü benden yanayım sanki. Oysa geçmişteki ben de gözcü benimin benlerinden biri.
Tayta bakıp da fikir yürütecek olursak, geçmiş ben çok da uzak bir geçmişten gelmiyor. 2000’ler sonrası fakat 2010’lar öncesi bir dönem olduğu söylenebilir. Neyse ki oduncu gömleği kalçasını örtecek boyda. Taytın üzerine kısa bir gömlek giymek gibi bir hata yapmamış. O günlerde bu büyük hataydı tabi.
Bugünkü benin üzerinde ise geçmişteki benin “Bir gün çalıştığımda şu markadan alışveriş yapacağım” dediği kıyafetler var. Kendisi geçmiş benin evrilen ama pek de değişmeyen zevkine hayret ediyor. Geçmişteki bene “Gömleğini sevdim” diyor, “Hala giyiyorum”. Akabinde bakışlarına bir alaycılık ifadesi gelip yerleşiyor. Geçmiş benin bir türlü kısa kesmek istemediği uzun saçlarını yargılar gibi bir hali var. “Kabullensene şunu” diyor. “Saçların ince telli, uzadıkça da cansızlaşıyor. Neden uzatmakta ısrar ediyorsun?”
Geçmişteki bense bugünkü benin kısa kestirdiği saçlarını çok beğenmiş olsa da kendini beğenmiş, üstten bakan tavrından da bir o kadar hoşlanmamış görünüyor. O da saçlarından çok memnun değil fakat “Kısa saç yakışmazsa dalga geçerler” korkusunu aşamamış henüz. Kuaföre gittiğinde “İki parmaktan kısa kesmeyin" diyor. Olur da dört parmak olursa kuaförü dünyadaki en büyük düşmanı edinebiliyor. “Bıraksana” diyor. “Sen benim tipimle, kıyafetimle uğraşacağına, kendine bir yol çizdin mi onu söyle” Sabırsız bir tip, biraz da dobra belli ki bu geçmiş ben. Sadede gelmek istiyor. “Bak bizim yapmak istediklerimiz vardı, ne durumdasın?”
Bu soruyu sorunca bugünkü benin alaycı bakışları yerini ne diyeceğini bilmez bir bir çocuğun kaçamak bakışlarına bırakıyor. Ne diyeceğini şaşırıyor. “Hedef diye koyduklarımız bize göre gerçek hedefler değilmiş meğer” demek istiyor. “Önceden ödül dediklerine şimdi hiç diyorsun biliyor musun?” demek istiyor. Bunları dillendiremiyor çünkü onun canını acıtmak istemiyor, ne rasyonel ne de objektif bakamayacağına inanıyor geçmiş benin. Bunların yerine; “Hani bir keresinde tarot falı baktırmıştın da geleceğinle ilgili iki soru sormuştun, hatırlıyor musun?” diyor. Bu esnada geçmiş benin o gün geleceği ile ilgili merak ettiği şeylerin basitliğini düşünüp, tebessüm ediyor. O arada geçmiş beninse gözleri parlıyor. Ona göre önemli sahip olmak istedikleri. “İkisi de oldu diyor. Hem de çok hızlı.”
Geçmiş ben acayip mutlu oluyor o an. Coşkusuna pek şaşırıyor bugünkü ben. Belli ki unutmuş, onun mutlu olması çok kolay halbuki. İçi rahatlıyor. Zaten geçmiş benin gelecek hakkında merak ettiği başka bir şey de yok. Bugünkü ben, hala o iki basit istekten farklı bir şey istemediği gerçeğini özümsüyor o an. Şimdilerde bir tarot falı daha baktırsa misal, ne soracağını bilmiyor.
Geçmiş ben, bugünkü benin düşüncelere daldığını fark edince, hemen yardım etmek , ortamın havasını dağıtmak istiyor. İşte benlerde değişmeyen üçüncü şey! “Hadi kalk!” diyor. “Arkadaşlar bekliyor, bir an önce onların yanına gidelim. Bekletmeyelim. Sen de gelsene!”
Yalnızlığı hiç sevmediğini biliyor bugünkü ben, geçmiş benin. Kalabalıklara girmek için ne kadar çabaladığının farkında. Ona “Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu” diye mırıldanmaya başlıyor.
Geçmiş ben şarkıya bir miktar eşlik ediyor. İkisinin de sesleri güzel. Fakat geçmiş ben yardım etmek istese de bugünkü benin bu melankolik hallerine uzun süre katlanacak kadar sabırlı değil. Söylemiştim. Şarkıyı kesip, koşuyor hemencecik arkadaşlarının yanına. İki otobüsle aktarmalı gidecekmiş gideceği yere. “Bu yağmurda o kadar yol, bir de otobüsle! Olacak iş mi ?” diyor bugünkü ben. Kırmızı koltuğa iyice bir yayılıyor. El sallıyor o çıkarken. “Oh, en sonunda gitti be! Çok seviyorum onu fakat bir rahat vermiyor.”
Çayını koymaya gidiyor sonra mutfağa. Geçmiş benin çayını yarım bıraktığı fincanı da götürüyor. Aklında 10 fincan çay içip koltukta yayılmak var. Camı açıyor. Serin rüzgar yanaklarına dokunmak üzere içeri giriyor. Şimdi onun coşkusu başladı işte. Şaşıyor böylesine yağmurlu, soğuk havaları nasıl da seviyor olduğuna.
O an gözcü benle bugünkü ben bir oluyoruz. Ondanmış demek tarafsız davranamamam.
Tuğçe


Yorumlar