top of page
Ara

Ankara'lının Estetik Olanı Arayışı: Girizgâh

  • Yazarın fotoğrafı: Tuğçe
    Tuğçe
  • 6 Nis 2018
  • 3 dakikada okunur

Ankara'da filtresiz yaşamak zor. Böyle olunca; çekmiş olduğum fotoğrafa renk katma ihtiyacım da Şekil A'da görüldüğü gibi gerçekleşti. Gri şehir klişesini kafanızdan geçirdiğinizi duyar gibi olsam da isyan etmeyeceğim. Doğru, haklısınız. Yalnız bu gri şehrin bir özelliği vardır ki; mekanlar, insanlar ve olaylar hakkında daha derin düşünmeye zorlar sizi.


Ankara'nın birçok sanatçı, yazar, akademisyen, gazeteci çıkarması ile de ünlü bu "düşünme" ve "düşündürme" özelliği, bir parça benim içimde de yer etmiş olmalı. Bu gri şehir belki de her insana; renkli olanın farkını ve değerini anlaması için yardım ediyor. Renkli bir düşünce, renkli bir eylem, renkli bir ortam, belki olması gerekenden daha fazla cezbediyor her Ankaralı'yı. Şimdi düşünüyorum da; renkli olanı arama ihtiyacı, estetik ve mekân anlayışımla ilgili güçlü bir farkındalık oluşması şeklinde tezahür etmiş olmalı bende. Zira benim için “bir yerde olmak” olgusu, “bir şey yapıyor olma”nın önüne geçiyordu her zaman. Çoğu seçimimi de böyle yaptığımı fark ediyorum bugünlerde. Örneğin; kasvetli bulduğum mekanlarda o anki işimi ne kadar seversem seveyim çalışamıyor, çok sevdiğim mekanlarda ise boş olsam dahi sıkılmadan saatlerce vakit geçirebiliyorum. Bundandır ki; mimari, estetik ve tasarımın değdiği her alan, her ürün benim için ilgilenilmeye değer oldu.


Özellikle “mekan algısı” kavramından ve bir mekanın insana sosyal ve psikolojik aidiyet duygusunu yaşatabiliyor oluşundan çok etkilendim. İnsanın mekanı kendi varlığıyla özdeşleştirebilmesi, tekrar hatırlamaya değer bulması ve mekanın kendini özletir bir atmosferi yaratabilmiş olması, orayı sizin için vazgeçilmez yapan etmenler. Bunların hepsi sizde bir hisler bütününü oluşturuyor. Bir cafe ya da restoranı sevdiğim mekan kategorisine koyabilmem için, mekanın sunduğu içerikten çok, o mekanda vakit geçirirken hissettiğim duygular, orayı sevmemde daha çok rol oynuyor. Tam olarak tasarımın hedef kitlesinde istediği bir vatandaş olduğum kesin. Fark etmiyoruz ama hepimiz öyleyiz. Tercihlerimizin ve mutluluğumuzun arkasındaki görünmeyen etmen -iyi tasarım- her zaman üzerine düşünmeye, yazmaya ve belki bir gün içine dahil olmaya değer bir konu olacak benim için. İşte bu konulara; "estetik mekan arayışı"mı dert edinerek dalıyorum sevgili okurlar.


Çoğu zaman; bir mekanda kaliteli yiyecek içecek sunulması da önemli bir etken olmakla birlikte, bu duygular bütünü meselesi sebebiyle, mekan ruhu ile benim beklentilerim uyuşmazsa oranın müdavimi olmam imkansızdır. Bu durum, günümüzde yaygın olarak her yerde karşılaştığımız ve artan kahve kültürüyle birlikte hayatımızın vazgeçilmez parçası haline gelen cafe’ler için çok daha mühim hale geldi. Biliyorsunuz ki; artık cafe’lere yalnızca kahve ve çay içmek için değil, arkadaşlarımızla kaliteli zaman geçirmek, bazen yalnız başımıza hoş bir müzik dinleyerek düşüncelere dalmak, bazen de yeni nesil bir kütüphane mantığıyla sadece çalışmak için gidiyoruz. Öyle ki; mekanlar artık, sırf kendimizi ait hissettiğimiz bir komünitenin parçası olabilmek için dahi gittiğimiz yerler haline geldi. Bu nedenle artık mekanların da yalnızca güzel yiyecek ve içecek sunan yerler olma anlayışının üzerine koyması gerektiğinin farkındayız.


İstanbul’da yaşadığım kısa süre içinde; yaratıcı fikir açısından her seferinde beni şaşırtan ve birbirlerinin benzeri olmayan birçok mekanı deneyimledikten sonra gözlerim, Ankara'daki ciddi mekan açlığını daha yakından görmüş oldu. Yıllardır Ankara’nın bu konudaki eksikliğinin farkındaydım. Kimilerinin" sorunlu" olarak nitelendirdiği, benimse parçası olmaktan gurur duyduğum, ufak adımlarla ama gerçek değişimi başlatan nesil olarak nitelendirdiğim "Y kuşağı"nın iş hayatına atılmasıyla birlikte bu açığın kapanacağı konusunda her daim inancım tamdı. Nitekim; Ankara’ya 1,5 senenin ardından geri döndüğümde, inancımla paralel olarak, bu kısa sürede açılmış olan yeni ve butik mekanlar tarafından karşılanmak beni ziyadesiyle mutlu etti. Evet, hala çok azlar ancak kesinlikle umut vaat ediyorlar.


Bu mekanlara yakından baktığınızda ortak özelliklerini rahatça görebiliyorsunuz. Birinci ortak özellikleri; muhakkak sınırlı bir sermayeyle ve gençler tarafından kurulmuş olmaları. İkincisi ise; gençlerin çoğunluğunun eğitimli olması ve bu mekanları "mevcut sistemin dışında bir hayat mümkün" mottosuyla kurmuş olmaları. Bu nedenle ilmek ilmek emekleriyle ve hayalleriyle dokumuşlar her köşesini. Mekanın ruhu işte tam da bu noktada devreye giriyor. Tasarıma belki çok para harcanamıyor ama “zevkli, kaliteli ve estetik olmak için paraya ihtiyaç yoktur” düşüncemi doğruluyorlar. Başkasının hayalinin içinde bir kahve alıp, cam kenarında yudumladığınızın öyle farkındasınız ki…


Aradığım ruhun buralarda vücut buluyor olması sebebiyle, mekanların Ankara’da tutunmasını gerçekten çok istiyorum. Hem mekan ruhunun insanın motivasyonuna nasıl etki ettiğini kendimden çok iyi bildiğim için, hem de o mükemmel hayallerin sahibi, rol model olduklarını düşündüğüm insanlar için, hem de sanatın, vizyonun, yeninin, farklının ve en çok da estetiğin peşinde olan ama bu konuda şanssız olduğunu düşünen çok yönlü Ankara’lılar için. Başka bir Ankara mümkün demek istiyorum! (Çok sevdiğim Cem Seymen’in sloganından esinlendiğim doğrudur)


Bu motivasyonla yola çıkarak, çok beğendiğim ve tutunmasını istediğim mekanlara, arada sırada, yetişebildiğim ölçüde sitede yer vermeye karar verdim. Bu yazıların içeriği, tanıtımdan ziyade mekan ve hikaye odaklı olacaktır diye tahmin ediyorum. Nihayetinde ortam, çalışanlar ve sunulan ürün ne olursa olsun hikayenin bir parçasıdır. Amacım bugün mekanlarla başlayarak, yarın Ankara'nın başka estetik olanı dert edinmişlerinin hikayelerini paylaşmaktır. Ben de ilk kez denedim. Bu nedenle geliştirici yorumlarınıza, katkılarınıza her daim açığım. Lütfen yazın.


Önümüzdeki hafta ilk mekan hikayesi geliyor. Bu hafta, bu konudaki derdimi anlatmak, meseleye bir giriş yapmaktı niyetim.


Şimdiden keyifli okumalar.


Tuğçe

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bırakmak ya da bırakmak

Ben bir ağaç olsam, kiraz ağacı olurdum. Çocuklar koşturarak oynarken; beni görünce, bir an için birbirleriyle göz göze gelirler,...

 
 
 
Değişim ve kabul üzerine

Dünya değişiyor. Değişimi sevdiğini söyleyen birisi için bulunmaz bir nimet olarak nitelendirilebilir bu durum. Bu gruptan olduğunu...

 
 
 

1 Yorum


Muyesser
06 Nis 2018

Soylediginiz gibi Ankara'da gecmise oranla yeni mekanlarin sayisi artiyor. Her yeni yer olmasa da bunlardan bazilari insani icine alip mudavimi yapiyor. Insanin evi ve isi disinda icinde bulunmak istedigi, buna ihtiyac duydugu mekanlar var. Yenilerini kesfetmemize katkida bulunacaginizi duymak sevindirici.

Beğen
bottom of page