- Tuğçe

- 30 Mar 2018
- 3 dakikada okunur
Sabah her zamanki gibi uyandım. Evde bildiğiniz rutin işleri yaparken yine o sesi duydum. ‘Simitçiiiiiiiiiiiiiiiiii!’. Kaç gündür canım sıcacık bir Ankara simidi istiyor, nicedir hasret kaldım doğrusu. Alsam mı almasam mı diye düşünürken adamın sesi yine uzaklaşıp kayboldu. Halbuki istediğim sadece sıcacık bir simitti. Fazlası değil. Bir simidi elde edememe düşüncesi neredeyse gözyaşlarına boğacak beni. Madem öyle, neden kaçıp gitmesine izin verdim yine? Diğer kaçıp gitmesine izin verdiğim tüm küçük ve zararsız isteklerim gibi…

Buna bir nevi ‘Erdem Tuzağı’ denebileceğini yeni öğrendim. Julia Cameron’un ‘Sanatçı’nın Yolu’ isimli kitabından. Hayatıma ve lügatıma kattığıma çok mutlu olduğum tanımlamalardan bir tanesi. Kavramı uzun uzun anlatmayacağım, merak edenlere kitabı okumalarını tereddütsüz öneriyorum. Ben bu kavrama; simit isteğimi örnek vererek farklı bir açıdan yaklaşacağım. Her gün karşılaştığınız, ne olacak deyip geçtiğiniz, bazen küçük, bazen büyük isteklerinizin düşmanı, günbegün içinizdeki küçük çocuğu yaralayan, farkına bile varmadığınız Erdem Tuzağı’nı tanımanızdır amacım. Benim için simittir, sizin için başka bir şey.
Şimdi o ana dönecek olursak, benliğimin simidi delice istediği kesindi.
Yalnız beni alıkoyan şey işte; Erdem Tuzağı!
Tuzak dediğim bu çıkmazı yaratan iki adet düşünce sistemi olduğunu analiz ediyorum kafamda. Birincisi simitçiyi, yani karşımdakinin çıkarlarını düşünmek. Adam çoktan penceremden uzaklaştı bile, o kadar yolu benim için nasıl dönecek düşüncesi. Fazla iyilik. İkincisiyse kendimi düşünmek. Alacağım kalorileri değil ha, keşke öyle olsa. Pencereyi açıp nezih sokakta "Bir simit verir misin simitçiiiiiiiiee!" diye çılgınlar gibi bağıran avam kadın olma korkusu. Hani dolmuşta inecek var diye bağırma korkunuz var ya, onunla kardeş. Kısacası her gün yaşadığımız şunu yaparsam kendimi rezil ederim düşüncesinin bir başka çıktısı.
İlk olarak açıkladığım düşünce biçimim ‘Erdemli ve ahlaklı olma’ olgusundan geliyor olmalı.
Niyetimiz burada kötü değil, aksine ‘fazla iyi’. İkincisiyse; küçüklüğümüzden beri bize öğretilmiş olan ‘Yüksek Standartlar’ımız kaynaklı. Ah o yüksek standartlar… Kendimizi sürekli olarak konumlandırdığımız ama farkına bile varmadığımız o yüce yer! Bu ikisi birleşince itiyor sizi tuzağın göbeğine.
O simidi elde etmeyi yürekten istiyorsak, ilk -güya- erdemli ve ahlaklı olma kısmı için şöyle bir olumlu antitez geliştirmemiz gerekiyor. "Evet, adamı yolundan döndüreceğim ama bu şekilde ekmek parasını kazanmasına yardımcı olacağım". (Bu arada bonus: Tek simit satın almak yerine iki adet simit almaya karar verdim, adamın ben simit alayım diye ödediği diyetin karşılığını da bu şekilde veriyorum kendimce, nasıl bir ahlak örneği bu Tanrım, muhteşemim!) İki simit alırım gibi saçma formüller için fazladan çaba sarf etmez insan, saniyeler içinde geçer kafanızdan böyle şeyler, çok iyi bilirsiniz. Sonuç olarak karşımızdaki için olumlu bir neden bularak ilk erdem tuzağından kurtulabiliriz, daha pozitif düşünebiliriz artık.
İkinci tuzaksa yüksek standartlar.
Hani hayatımızın her alanında olan. Hani "Şöyle olmalıyım, yetmez şu da olmalı." diye bizi sebepsiz yere etiket düşkünü yapan, para peşinde koşturan, bize çok iyi öğretilmiş olan. Fakat düşünüyorum da annem de babam da bana yapma kendini rezil edersin olgusunu aşılamadı, "El alem ne der!" benim aşina olduğum bir söylem değildi. Birçok şey aşıladılar o kesin, ama bunu değil! Öyleyse bunu çevreden öğrenmiş olmalıydım. Siz de öyle, ya ailenizden ya da çevrenizden öğrendiniz. O halde bu durum çevrenin farklı davranışlara tahammülsüzlüğünden geliyor olmalı.
Öyle ya, çocukluğumuzdan beri nice konuda utanmalısın diye öğretiliyor, konuşmalarla ya da bakışlarla.
"Ne var bunda utanılacak yahu!" diye yalnızca düşünsel seviyede isyan edebildiğimiz her durum bizi bugünlere, pencereden simitçiye seslenemeyecek durumlara getiriyor.
Belli ki çevrenin farklı davranışlara tahammülü yok. Burada farklı davranış, kimsenin kişisel hak ve özgürlüklerini ihlal etmek ya da saygısızlık etmek gibi anlamlar taşımıyor, altını çizeyim. Farklı davranış, kişinin toplumda baskın olan normların dışında davranması. Çevrenizdeki herkese az çok zamanında "Rezil olursun!" kavramı öğretildiği için, onlar da bildikleri yoldan şaşmıyor ve size kendilerine davranıldığı gibi davranıyor. Farklı ses, farklı davranış istenmiyor, farklı olan dışlanıyor, etiketleniyor. Mahalleler gitgide sessizleşiyor. Farklı olan zamanla penceresinden evine geri giriyor, "Utanılacak bir şey var herhalde" diye kabuğuna çekiliyor.
Böylece meydan, istisnasız her alanda, günden güne erdemli farklılara değil, nobran çıkıntılara kalıyor.
Konudan sapmadan simite dönecek olursam; tuzaktan kurtulmak bu farkındalığı adeta ‘Eureka’ anında kavrayarak, "Ben rezil olacak bir şey yapmıyorum"a kendini ikna edebilip, istediğini o an, düşünmeden almak! Kendine ve kendine yöneltilen yargılayıcı tüm etmenlere rağmen!
İlk gün Erdem Tuzağı’nda, ikinci gün bu durumu analiz ederken simitçiyi kaçırmış olsam da, üçüncü gün tam da köşeden dönüp sesini ve izini kaybettirirken arkasından avaz avaz bağırdım. ‘Simitçiiiiiii, yukarı iki adet simit getirebilir misiniz?’. Bilen bilir sokak simidinin farkını. Çabalamaya değer. Afiyet olsun.
Tuğçe


